25 Ocak 2010 Pazartesi

Zengin erkek bulma kılavuzu (garantili)



Hangi kadına sorsanız, bir erkekte aradığı özelliklerin en başına dürüstlüğü ve sadakati koyar. Külliyen yalan! Sakın inanmayın ey erkek ahalisi! Evet bir kadın için bu özellikler önemlidir ama tek başına yeterli değildir. İstediğiniz kadar dürüst ve sadık olsun, iyi bir işi olmayan, kadını simit evleri dışında bir yerlere götüremeyen erkek kös kös evine döner. Hatta adam daha ‘Biz şimdi ne yapıyoruz sevgili miyiz, takılıyor muyuz, ne haltız?’ diyesiye kadar bir bakarsınız kadın başka aşklara yelken açmış. (Bu betimleme de artık bitsin, yasaklı cümleler arasına girsin, kullanan yazarların, gazetecilerin maaşından kesilsin)
Konuyu dağıtmayayım...
Efendim önce kendimize dürüst olalım. Bir adam önce zengin olmalı, ya da en kötü ihtimalle orta halliden hallice olmalı. Anlaştık mı?
Peki...
Şimdi gelelim bu adamları nerede, nasıl bulacağımıza...
Bizzat kendim keşfettiğim, test edilmiş onaylanmış, tavsiye edilenlerden olumlu geri dönüşler alınmış tüyoları derleyip topladım... Buyurun, tekmili birden... (Hemcinslerimin foyalarını ortaya dökmüş gibi oluyorum biraz ama n’apalım hayat böyle!

Tanışana kadar...

Gerçekçi olun: Bana bir tane gerçek hayatta zengin adam-fakir genç kız ya da tam tersi örneği gösterin. Hemen şimdi! Zzzzzt! Süreniz bitti! Çünkü hemen aklınıza gelmeyecek kadar azlar. İnanın buna! Hayal ettiğiniz adam ile aranızda 10 şeritli otoban kadar mesafe olmamalı. Yani bir bankada memur olarak çalışıyorsanız, hedefiniz oteller zinciri olan bir adam olursa baştan kaybedersiniz söyleyeyim. Daha mütevazı olun. Bir doktor, mühendis, reklamcı, gazeteci (maaşı iyi olanlardan) neyinize yetmiyor? (Şansınız %60)

İyisinden, tarzı olan bir gardırop düzün: Bütün servetinizi yatırmanıza gerek yok. Erkeklerin çoğu markadan, pahalı kıyafetten anlamaz zaten. Zenginler bile! Döpiyes ve topuklu ayakkabılarla ancak plajda dikkat çekeceğinizi unutmayın. Ama sakın ola ki pahalı görüneceğim diye Süreyya Yalçınvari bir stil yapmayın. (Onun Tarkan filmlerindeki Vandallar gibi görünmekten kurtaracak gerçek bir moda danışmanına ihtiyacı var)
Kural: Bütün moda dergilerini yalayıp yutmuş, parayı bastırmış ama kendi iradesiyle onları yerle bir etmiş gibi görünmek. Öyle ki, turuncu bir etekle kırmızı bir ayakkabının harika görünebileceğini görüp size hayran kalsın. Ufff biraz zor bir iş. (Şansınız %70)

Gezin! Kısmet seçeneklerinizi vapur, otobüs, iş yeri dışına yaymak istiyorsanız, bunun birinci kuralı arada bir tali yollardan yürümektir. Hep aynı yollardan giderseniz, aynı insanları görürsünüz. Şans denilen şey, tam da budur işte! Biraz magazin basınını takip edin, popüler mekanların listesini çıkarın ve haftada birkaç gün buralarda takılın Fitness salonları demode, plazaların cafelerine takılın. Hem gündüz vakti sadece baba parası yiyen snop’larla ne işiniz olur! Sizin amacınız kalitelisinden işi gücü olan bir yuppi bulmak! (Düzenli olduğu taktirde şansınız % 70)

Tanıştıktan sonra....

Her şey güzel gitti. Telefonlarınızı, msn adreslerinizi verdiniz, twitter’da friendfeed’de follow’lara başladınız... Sakın rahatlamayın valla, bundan sonrası daha zor. Çünkü henüz hiçbir şey belli değil. Adı konmamış.
Bir defa hemen sevgili moduna girmeyin. Bırakın o sizi arasın. Öyle olur olmaz zamanlarda ‘Ne yapıyorsun, ben de seni düşünüyordum’ falan dediniz mi, bitti zaten kesin, bir daha zor arar.
Eğer görüş alanı içindeyseniz, çantanızda kallavi bir kitap bulundurun. Önerim, elinize aldığınızda bana küfür edeceğinizi bilsem de, Ayn Rand’ın ‘Hayatın Kaynağı’ adlı felsefi romanı. Öyle kalın ve minik puntolarla yazılmış bir roman ki, size Hermes bir çantadan daha çok hava katacağını garanti edebilirim. Çantanızda bir sürü gereksiz şey taşıyorsunuz da ne oluyor? (Etkisi 100 üzerinden 90 puan)

Kendinizi beğendirmek için adamın her söylediğini onaylamayın. Bazı konularda da argümanlarınız olsun. Futbolla ilgili bile! Hiçbir şey bilmiyorsanız ‘Fatih Terim’in istifasına sarın. Tabii önce google’layarak! N’olur google’lamadan bilmediğiniz konular üzerinde konuşmayın. Bu ana düsturunuz olsun. Önce google, sonra konuşma, önce google, sonra konuşma, önce google! ( 65 puan)


Hem güzel, hem akıllı hem de bir kültür mantarı olduğunuzu düşünmesini sağlayın. Sadece best seller’ları, vizyondaki filmleri değil, kimsenin okumadığı seyretmediği filmleri de takip edin. Okuyacak kadar sabrınız yoksa, internetten özetlerine bakın, ya da kitapçılarda birkaç sayfasını okuyun. Konuşma aralarında okuduğunuz kitaplara gönderme yapmayı ihmal etmeyin. ‘Biliyor musun, bu olay bana Ayn Rand’ın ‘Hayatın Kaynağı’ adlı romanını hatırlattı.
-Hönk! (70 puan)

Onsuz planlar yapın. ‘Bu akşam arkadaşlarımla falancadayız...’ Haftada en az iki gün bu cümleyle karşılaşan erkek artık sizindir. Deneyin ve görün. (95 puan)

Bakımlı salaş olun: Eliniz ayağınız, saçınız başınız her zaman dört dörtlük olsun ama bunun için uğraştığınızı belli etmeyin. Sanki yataktan yeni kalkmış gibi. Doğal bir fondöten, biraz maskara ve parlatıcı. Hepsi bu! (70 puan)

Mesajın dozunu abartmayın. İlk randevudan sonra onu aramak için deli olsanız bile sakın aramayın. Bırakın sizi o arasın. Kural budur. Sonrasında ise günde bir defadan fazla aramayın, mesaj çekmeyin. ‘Ne yapıyorsun, neredesin, telefonun neden kapalı vs... ilk bir ayda yasaklı kelimeler. (85 puan)

Twitter’a merak uyandıran kendisiyle ilgili olup olmadığını bir türlü anlamayacak mesajlar post edin. Öyle şeyler yazın ki, sevgili adayınız kendisine sansın ama siz başka bir şeyden bahsediyor olun. ‘Beni çıldırtıyorsun’ (Dakika başı çöken bilgisayarınız) Benim ol istiyorum’ (Geçen gün vitrinde gördüğünüz kırmızı stilettolar) Bir an önce geeee!. (Aslında evde çay demlemişsiniz kankanıza sesleniyorsunuz) gibi...

Şimdilik bu kadar... Sonuçları benimle paylaşın pls! Hayırlara vesile olurum inşallah!

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bir erkek neden aramaz?




Size göre her şey mükemmeldi. Önce romantik bir yemek, arkasından sinemaya, gecenin sonunda evde kahve, güzel geçirilen saatler sonrasında sabah kahvaltısı...
Muhtemelen şu anda da bir gözünüz telefonda, diğeri msn de hala size mesaj atmasını bekliyorsunuz....
Açık söyleyeyim mi?..Daha çok beklersiniz. Eğer bu yukarıda saydıklarım olalı 1 hafta olduysa a-ra-maz!...
Niye aramayacağını söyleyeyim...
· Sizi sadece o ‘anlık’ düşünmüştür: Evet, sizden etkilenmiştir ama bu etkilenme 12 saati geçmemiştir. Biz kadınlar bu ‘çarçabuk etkilenme ve jet hızıyla soğuma’ kavramına yabancıyız. Hadi büyük çoğunluk diyeyim... Ama erkekler öyle değil!
· Sadece arkadaşlarının yanında hava atmak için sizi ‘tavlamıştır’: Bilmem erkekler için önemli olanın skor olduğunu hala bilmeyeniniz var mı?
· Bir tarafınız ona gerçekten itici gelmiştir: Aynaya baktığınızda mükemmel göründüğünüzü düşünmüş olabilirsiniz. Lakin ya kelimeleri yaya yaya konuşmuşsunuzdur, ya konuşmanın bir yerinde bebek taklidi yapmışsınızdır, ya da ne bileyim kendinizi çok övmüşsünüzdür falan filan...
· Asıl sevgilisi ya da eşi olayın farkına varmıştır: Erkekler macerayı sevebilirler ama sadece küçük maceraları... ‘Asıl’ olanı kaybetmeyi çoğu zaman göze alamazlar. Eve gidip salim kafayla düşününce, ‘değmez’ deyip vazgeçmiştir garanti.
· Çok küçük bir ihtimal de olsa sizin onu beğenmediğinizi düşünmüştür: Terk edilmemek için terk et! İyi bir şey gibi görünse de, bazı erkekler bu denli gururlu olabilir. Oysa altında derin bir özgüvensizlik yatar. Boş verin gitsin!
· Annesinin tipi değilsinizdir: Bu madde, artık yaşı kemale ermiş ve her muhabbeti tıkanan aile toplantısında ‘Eeee, ne zaman evlendiriyoruz seni?’ sorusuna sıklıkla maruz kalan erkekler için geçerlidir. Yıllarca biricik validesinin her akşam çizdiği ‘ideal tipini’ ezberlediğinden, sizin buna uygun olamadığınızı fark ettiği an, değil aramak telefonunuzu bile bloklayabilir.
· Ertesi gün sizi google’lamakla kalmayıp twitter’da yazdıklarınızı en başından beri okumuştur ve artık çok geçtir. En azından bundan sonra her bir haltınızı yazmazsınız twitter’a.
· Yeni birisini bulmuştur: Herhangi bir gece kulübünde tanıştığınız erkeğin, sizinle bir gece geçirdikten sonra evde oturup dizi seyretmesini beklemiyorsunuz değil mi? Muhtemelen ertesi gece yeni bir çıtırla tanıştı ve siz bir daha aklına bile gelmediniz.
Bunlar ilk akla gelen aramama nedenleri... Daha spesifik nedenler de olabilir tabii. Aslında gay olabilir de bir kere denemek istemiştir, sizi yeteri kadar paralı bulmamıştır, gözünde çok büyütmüştür, saçınızdaki çıt çıtı fark etmiştir vs vs... Bir hafta sonra dayanamayıp aradığınızda istisnasız bütün erkekler aynı cevabı verir.
-Ah hayatım, bir bilsen ne kadar yoğunum....
- Telefonum çalındı, senin numara da gitti tabii!
- Sarhoş kafayla numaranı yanlış almışım, ben de senin aramanı bekledim...
Yerseniz artık!

Erkekler gün içinde kadılardan daha çok seks düşünür(müş)... Palavra!




Yapılan araştırmalara göre (son zamanlarda biz gazetecilerin sıkıştık mı valla araştırmalar öyle n’apalım’ tadında beyanatlar verdiğimiz, aslında bir tarafımızdan uydurduğumuz yönünde spekülasyonlar var)
Yok bu öyle değil...
Gerçekten araştırmış elin İsveçlisi, Amerikalısı, İngiliz’i sürüsüne bereket. İnanmayan hemen googe’lasın!
Erkekler, günlük hayatta kadınlardan 95 kat daha fazla seks düşünüyormuş.
(58 saniyede 1) Bunu bilmeyenimiz yoktur, yüzlerce kez okumuşsunuzdur. Bu araştırmaları neye göre yapıyorlar orası da meçhul. Erkekleri 18-35 yaş arası yuppi’lerden, kadınları da huzurevlerinden mi seçiyorlar acaba? Ya da erkekler durumu erkekliklerine halel gelmesin diye çoook abartıyor, kadınlar da tam tersi ‘iyi kız’ ayaklarına yatıyor.
Bilemedim...
Çünkü öyle bir şey yok!
Tamamen palavra!
Kadınlar da günlük hayatlarında en az erkekler kadar seks düşünür...
Ya da düşünmeye zorlanır...
Bir kadın sabah kalktığımdan akşam yatana kadar, yığınla cinsel sinyalle karşılaşır. En sıradan, sakin gününde bile!
İlk iş gazeteleri açar.
Daha birinci sayfada bile gözüne gözüne bir cinsel istismar haberi sokuluyor. Merakla okur tabii!
Kıvanç Tatlıtuğ, Ortadoğulu kadınların en çok arzuladığı erkekmiş. (Hakkını yemeyelim)
Köşe yazılarını okuyayım diyorum, hele o gün günlerden Cuma ise Aşk-ı Memnu’da Bihter ve Behlül’ün sevişme performanslarından geçilmiyor, arada yastık var mı yok mu vs..
TV’ye geçer, ‘kaynım bana kaydı’ haberleri... (Eskiden daha çoktu bunlar ama tekrar geri gelir merak etmeyin. Seda Sayan bile yeni programının tutmadığını itiraf ettikten sonra)
Bunlar, erkeklerle birlikte aldığımız ortak cinsel sinyaller...

Kadınlar da bir de ekstralar var:

Yürüyüşe çıkar... Sanki sabahın 11’i değilmiş gibi bütün Cadde kızlarında her şey full aksesuar... Dizüstü çizmeler, skinny jeans’ler, kımızı rujlar...
Erkekler ise salaş mı salaş!
Ayağında eski bir eşofman, saç baş dağınık! Hiçbir şey umurunda değil gariplerin. İnsanların yüzüne bile bakmıyorlar, başı ya önünde, ya da yeni aldığı gazetesinde.
Ben de işin içindeyim, bir Allah’ın kulu beni o diz üstü çizmelerin, skinny jean’lerin rahat olduğuna inandıramaz!
Alışveriş yapayım der, maşallah hiç kriz yok tekstil sektöründe! Hatunlar 12 taksitle gardırop düzüyor. İç çamaşırı dükkanları zivil kaynıyor. Ah kadın dergilerinin gücü!
Hadi bana bir tane, kız arkadaşına şahane görünmek için iç çamaşırına 5 bin lira vermeyi göze alan bir erkek gösterin!
Yoktur!
Bugün, tüm dünyada saniyede 114 adet satılan (istatislikler öyle söylüyor J ) cinsel çağrı simgesi kırmızı ruj, asıl rekorunu İkinci Dünya Savaşı zamanında kırmıştı. O dönem, erkek nüfusu o kadar azalmıştı ki, kadınlar için kırmızı rujdan daha iyi bir seçenek yoktu.
Görünen o ki işe yaramış da!
Kadın, erkek arasındaki nüfus eşitsizliği 10 yılda kapanmış...
Gördüğünüz gibi daha öğle olmadan onlarca kez aklından seks geçmiş oldu.
Peki ya erkekler...

Evet onlar da düşündü ama kadınlar sayesinde...
Sabah sabah dizüstü çizmeli birini gördüğünde sıradan kadının aklına seks geliyor da erkeğin niye gelmesin canım...
Ama o, o sırada spor ayakkabıları ve eşofmanıyla yürüyordu; gördü, aklından geçirdi ve bitti. Dizüstü çizmeli kadın mı?
En az iki saatini seksi görünmeye harcadı. Tek tek yazarak baymayayım sizi!
Eee, şimdi söyleyin bakalım kimler daha çok seks düşünüyormuş?

Araştırmalar ayrıca erkeklerin gün içinde en az 10 kez ereksiyon olduğunu söylüyor. Bunun 6’sı uykuda oluyormuş. Doğru olabilir ama o da sayılmaz ki zaten!

Prensi bulmak için daha kaç kurbağa öpeceğiz?




Keşke birilerinin elinde bir değnek olsa da, (sihirli olanından)
-‘Hooop! Hanımefendi sizin bu hayatta öpeceğiniz kurbağa sayısı bu kadar artık prenslere geçiş yapabilirsiniz’
Dese...
Mesela, bilsek sayılarını başından beri.
Boşuna vakit kaybetmesek, boşuna gözyaşları akmasa, kalpler kırılmasa, kanlar dökülmese
(abarttım galiba) amaaan o zaten kurbağa kalacaktı, unuttum geçti’ diyebilsek...
-Senin kaç tane var prense?
-Benim 3 tane kalmış!
-Ha iyi benim 8!
-Ay, çokmuş daha kardeş, Allah sabır versin!
Versin versin hepimize.... Şöyle iyisinden işi gücü olan, anlayışlı, kültürlü, kadınının bir dediğini iki etmeyen, gerektiğinde hem müşfik bir baba, hem seks tanrısı olabilen, yakışıklı, güzel giyinen, kadına ne hediye alması gerektiğini bilen, özel günleri atlamayan, sadık, dürüst, paralı, zevkli, güzel yemek yapan, konuşmasını bilen, yardımsever, Adriana Lima’yı bitkisel yağ markası sanan, güzel kadınları fark etmeyen, onlarla işi olmayan, sizdeki en ufak bir değişikliği anında fark eden, gün içinde arayıp, güzel sözler söyleyen, kilo aldığınızda bunu sorun etmeyen, mütevazı, şirin, espri kabiliyeti yüksek, sağlam arkadaş çevresi olan...
Ay içim bayıldı... Ama durum bu! Biraz da çuvaldızı kendimize batıralım yahu!
Anladık ‘bay mükemmel karekök’ü arıyoruz da var mı böyle bir adam? Varsa da, bu yaşa kadar seni mi bekledi bu nimet?
Derler ya, ‘Erkekler park yeri gibidir, iyi olanlar zaten kapılmıştır’. Buradan anlamalıyız ki, yaşı 30’lara varan ve çocuk yapma yaşı geçmesin diye evlenmek isteyen kadın, kalanlarla idare edecek! Artık o yaşa kadar öptüklerinin hepsi kurbağa çıktıysa yapacak bir şey yok. En iyi kurbağayı allayıp pullayıp, adam sıfatına sokacaksın!
Kandırabildiklerini kandıracaksın. En başta kendini tabii!
Adam çok mu odun? Amaaan zaten hepsinin hammaddesi aynı deyip, en azından kereste haline getirmeye çalışacaksın!
Çirkin? Adamın çirkini güzeli olmaz, efendisi hırtapozu olur.
A sosyal? Gözü benden başkasını görmüyor da ondan!
Parasız? Parayla saadet olmaz!
Çapkın? Tilki döner dolaşır...
Eğitimsiz? Gerek yok, babasının işinde çalışıyor, Allah ne verdiyse yeriz.
Kusurlarınızı sürekli yüzünüze vuruyor: Ha o mu benim iyiliğim için.
Yatakta kötü? Bir kusuru da bu olsun canım!

Maalesef durum budur. 30’lu yaşlardaki kadınlar bozulmasın, ama kurbağaya razıyken, prensle karşılaşma olayı sadece 20’li yaşlarda oluyor. Ondan sonra Allah ne verdiyse...